Fetva Meclisi Mobil Uygulama

Corona Kaygısı ve Ölüm Korkusu

Hocam, Allah rızası için yardım edin, çok kaygı yaşıyorum. Beni veba öldürmese de kaygısı öldürecek zannediyorum. Nedir eksik bıraktığım sizce, ne yapmalıyım? Bakıyorum ben tek değilim. Doktor tanıdıklarım var, onlar da kaygılı. Hayattan kaygı var. Malımdan var. Hatta evimde eşimden, evliliğimizden kaygım var. Herkes böyle midir? Bu normal midir? Cevap verirseniz teşekkür ederim.

Bunalan ve kaygılarda bocalayan kardeşim, kendime ve sana söylüyorum:
 
Değerli kardeşim, biz bu topraklar için yaratılmadık. Bu fani bedenlerimiz cenneti bulmadıkça tam rahat edemez. Allah ile olan bağımız zayıfladıkça şeytan bizi dünyaya bağlar. Dünyaya bağlandıkça da Allah ile olan bağımız zayıflar. Bu kısır döngü içinde de bocalayıp dururuz. Dikkat ederseniz, yaşadığımız dünyada cami ve medrese sayısı arttı ama ibadet yoğunluğumuz artmadı. İslam ve din daha çok konuşuldu ama ihlas daha çok yapılmadı. Hep dünya ve dünyalık yürüdü gitti. Din bile dünyanın kazandırdığı noktalarda yükseldi. Bunun en öz yorumu şudur: İçi boş dindarlık iddiaları. Netice olarak da sığınıp huzur bulacağımız dindarlığımız, afet günlerinde bizi rahatlatmadı. Korkumuz ve tereddütlerimiz bizi yiyip bitiriyor. Hâlbuki dünya olduğu gibi Allah’ındır. Mülk O’nundur. Söz O’nundur. Hüküm O’nundur. O diliyor ve her şey oluyor. Başımıza gelenlerin sebepleriyle ilim adamları meşgul olsun ama bizim çok acil olarak Rabbimize sığınma yollarını kullanmamız gerekiyor.
 
Bütün insanlık kaygı denizinde boğuluyor. Allah’ın taksimine razı olmayan insanın sonu bu olmayacaktı da ne olacaktı. Hadi fakirlerin kaygısı anlaşılıyor da zenginlerin kaygısı niyedir? Sorun fakirlik veya zenginlik sorunu değildir; büyük bir boşluk sorunudur yaşadığımız. Hayatın dümdüz aynı şeritte sürmesini istiyoruz. Bu olmayacak hiçbir zaman. Hayat bize baharı ve kışı ile yansıyacak hep. Her şeye hazır olmak şarttır. Ölümle burun buruna yaşadığımız bir hayattan beklentilerimizi abartmanın makul yönü yoktur. Acı ve zor da olsa gerçek budur. İnsanın kaygıları hayatına hükmederse hayat çileyle dolar, aşılmaz kayalıklarda kaybolup gider insan.
 
Bugüne nasıl geldiğimizi iyi incelemeliyiz:
 
Önce Allah’ın dininden devlet çapında sonra aile çapında şimdi de bireyler çapında uzaklaştırıldık. En sonunda da dinimizi kendimize benzetmeye çalıştık. Sünnetlerden, güçlü bidatlere sarıldık. Haramlarla mekruhları denkleştirdik. Belki o düzeyi de aştık. Allah’ın dostu salih insanlar gözümüzde ve toplumumuzda eridi. Hayatı her yönüyle kuşatan dinimizi camiye, oruca daralttık. Hakkı dillendirenleri hakkın düşmanlarından önce hakkın adamları kınadı.
 
Daha da vahim olanı şudur: Fıtratla oynadık. Tabiatın doğası da insanın fıtratı da elimizle bozuldu.
 
Gerçek şudur:
 
Biz insan olarak zayıfız. Bakma sen o kibirli insan profillerine. Neredeyse gözümüze baka baka ‘kendimi de ben yarattım’ diyecekler. Hayır, Allah’tan başka yaratan da yoktur koruyan da. İnsan olarak yapabileceklerimizi yapıp ona teslim olacağız. Yok başka bir çaremiz, asla yoktur. (Yunus suresinin 107, Bakara suresinin 186, Neml suresinin 62. âyeti okunmalı ve bu acizliğimiz, Allah’tan başka gerçek sığınağımızın olmayacağı gerçeği görülmelidir.)
 
Bu çağdaş hayatta, bizi yaratan Rabbimizden uzaklaştığımız gibi insan olarak da tek kaldık. Ailenin içinde kimse kimseye tutkun değil, akrabalar arasında sıla-i rahim yok, toplumda herkesin başka bir âlem görüntüsü elem verici bir gerçektir. Modern olsun diye oturulan sitelerdeki yalnızlık, tv ekranlarının önünde kaybolmuş aile fertleri, internetin çekip aldığı nesil, cep telefonuna kilitlenmiş yaşlı ve genç insanlar… Ne yaşayanla ilgilenen var ne ölenle… Hâlbuki bizi Peygamber aleyhisselam efendimiz bir binanın yapısını oluşturan tuğlalar gibi istemişti. Olmadı öyle. Maddî ilerleme ve hiç geri gelmeyecekmiş gibi görünen teknoloji uyuttu ve uyuşturdu bizi.
 
Geleceğinden endişelenenler kaygı fırınlarında kavruldukları bir hayat yaşamaya başladılar. Hayata anlam veremeyenler intihar etmeyi bir kurtuluş zannettiler. Allah’tan koparıldığı için boş kalan kalpleri ölüm bile doldurmaya başladı.
 
Hayat bizim biraz daha kısaltamayacağımız kadar kısadır. Zamanla yarış denen şeyi doğduğumuz günden beri yapıyoruz zaten. Büyük şeyler düşünmedikçe küçük şeyler bizi yiyip bitirebilir. Bir mümin, kalbini Allah’a açıp kendisini cennet için hazırladığı zaman, onun yüreği okyanus gibi büyük olur. Bir iki taş atınca okyanusun suyu bulanmayacağı gibi onun da bir iki olayla yüreği dağlanmaz. Mümin genç, büyük düşünmelidir. Büyük düşünenlerle olmaya çalışmalıdır. Mesela hafta sonunu bir maç izleme ile geçirenin kalp huzuruyla bulduğu her boş saati bir âyet ve bir hadis eğitimi ile geçiren aynı mıdır?
 
Boşluk esir aldı.
 
Teknoloji büyük bir vakit boşluğu getirdi. Ne büyük bir nimetti eğer değerlendirilebilir olsaydı. Gençler derken yaşlılar da boş kaldılar. Emekli oldular. Evlerinden ve camilerinden başka her yere ve her şeye vakit buldular. Yiyip içerek mutlu olunacağını zannettik. Yemek yeme yarışları bile yapıldı. Bir önceki neslin çirkinlik gördüğü şeylerin ulusal çapta yarışları yapılabildi. Boşluk esir aldı; zihinlerimizi, bedenlerimizi, sağlığımızı ve hayallerimizi esir aldı. Cennet hayalimiz yerine basit bir günlük hayal ile avunduk. Öteler ötesinin haberleri yerine aklımızı yerinden çıkaracak haberlere kilitlenip kaldık. Kendi dertlerimiz yerine başkalarının dertleriyle ilgilendik.
 
İşte kural budur:
 
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
“Kimin derdi ahireti olursa Allah zenginliğini onun kalbine koyar. Onun işini derli toplu yapar. Dünya onun ayağına gelir. Kimin derdi de dünya olursa Allah onun işini dağıtır. Fakirliğini gözünün önüne koyar. Dünyadan da sadece kaderine yazılan gelir ona.”
 
İşte budur yaşadığımız, tam olarak bu.
 
Rızık, sağlık, aile… Her neyse derdimiz biz, insan olarak elimizden geleni yapıp gerisini de bizi yaratan Rabbimize salmalı idik. Öyle bir rahat ederdik ki!
 
Kardeşim, sen bugünü yaşamaya bak!
 
Bak ne diyor sevgili Peygamberimiz aleyhisselam:
 
“Sizden kim;
 
Evinde güvendeyse,
 
Bedeni sağlıklıysa,
 
Bir günlük yiyeceği varsa sanki dünyanın her şeyi ona verilmiş gibidir.”
 
Allahuekber!
 
Güzel kardeşim, bu sadeliği ve gerçekçi bakışı görüyor musun? Budur işte dünyayı ayağına getirip secde ettiren bakış. Yarının olacak mı olmayacak mı bilmediğin bir hayatın yıllar sonrası için çıldırmaya değer mi? Evet, savurup durma nimetleri, plansız ve hesapsız yaşama. Tembellikle asla barışma. Ama günün dururken de geleceğine meraklanma. Günü en iyi şekliyle değerlendir ve çekil yatağına uyu ondan sonra, uyu.
 
Kendinle ilgilenmiş olman bunu gerektirir. Ahiret akıllı mümin olmak budur. Allah bize fakir kalın demiyor. Aksine dünyanın bütün nimetlerini önümüze koyan O’dur. Bizden istiyor ki dünya bizim olsun ama biz dünyanın olmayalım. Kuramadığımız denge budur.
 
Geçmiş geçti gitti, sen buradasın.
 
Geçmişte kul hakkı denecek bir sıkıntın varsa helalleş ve ondan sıyrıl. Allah’a karşı bir kusurun varsa hemen tevbe et ama hemen. Bir saat bile geciktirme. Sonra da tevbene ölümsüzlük iksiri içir: Uğrunda bin kere ölsen bile tevbeni asla bozma. Onunla nefes al, onunla adım at. Ve bir daha da geri dönüp ona tasalanma. Geçmişten aldığın dersi bugüne taşı. ‘Keşke, idi, olsaydı…’ gibi sözleri sözlüğünden sil.
 
Nimet say dert sayma!
 
Doğru, hayat bin bir çile ile yaşanıyor. Düğün günü cenazemiz oluyor. Gülücüklerimiz yarım kalıyor. Bunlar doğrudur. Sen bunları sayarsan kendini bitirirsin ama dertleri bitiremezsin. Sana nimet olarak verilenleri saymaya bak. İnsanlığın, bedenin, sağlığın, anne-baban, kardeşlerin, eşin, eşe sevgi besleyen hissiyatın, ibadet etme zevkin, Kur’an okuma lezzetin… kimse Allah’ın nimetlerini sayarak bitiremez, hiç kimse. (İbrahim suresinin 34. âyeti okunup anlaşıldığında bu gerçek aklımıza yatacaktır.)
 
Sen herkese teşekkür et ama kimseden teşekkür bekleme.
 
Bunu becerebildiğinde bulutlar gibi yukarılarda olacaksın, senin gözyaşın bile kuru toprağa şifa olacak. Ne eşinden ne çocuğundan teşekkür bekleme. Yaparlarsa ne güzel ama sen beklememeye alıştır kendini. Allah Teâlâ, kitabında insanların çoğunun nankör olduğunu söylüyor. (Gafir suresinin 61. âyeti) Sen daha kimden ne bekleyeceksin?
 
Kimseden teşekkür beklemediğin gibi sıkıntılara da hazır ol. İnsanlar onları yaratan Allah’a nankörlük ediyorlar. Onları kurtarmak için gelen peygamberlere dile alınmaz sözler söylüyorlar. Onları doğuran analarına babalarına nankörlük ediyorlar da sana ne yapmazlar?
 
Sen sırtına binilebilir biri olduğunu hissettirme. Tâbi olduğun yasalarla kendini savun, hakkını ara ve al ama çok beklentili olma. Becerebiliyorsan kötülüğü iyilikle sav. O zaman büyürsün. Büyürsün de başın göklere değer Allah’ın izniyle. (Âl-i İmran suresinin 133 ve 134. âyetlerini oku, anlamaya çalış.)
 
Evde doğal ol.
 
Evin senin için olsun. Mobilyayı ve eşyayı kiracın gibi tutma evinde. Sade bir hayat yaşa. Sana, eşine ve çocuklarına yer bırakmayan eşyayı ne edeceksin. En gerçek doğallık, kendin için ve kendine göre yaşamandır. Birilerinin beklentileri ve beğenileri seni yönlendirmesin. Sonra ucunu bulamazsın o beklentilerinin.
 
Çocukların birbirleri ile dalaşırken sen bunu, onların hayata alışması eğitimi gibi gör. Göreceksin, bu seni rahatlatacak.
 
Evini eskici dükkânına çevirme. Kullanılmayacağı belli eşyaları evinden çıkar. ‘Bir gün lazım olur’ dediğin gün gelene kadar sen yıpranacaksın.
 
Evdekilere sevgini ilet. ‘Sizi seviyorum’ demekten çekinme. Sevdikçe sevileceksin. Sevildikçe de mutlu olacaksın biiznillah. Yakınlarına da böyle davran.
 
Ev tartışmalarını doğal kabul et. Burası dünyadır. Sakın cennet zannetme dünyayı.
 
Ve evlerin en doğal hâli helal lokmadır. Helal ye. Açlığa razı ol ama ateşe razı olma.
 
Evinde tebessüm sayısı her şeyden fazla olmalıdır. Peygamber aleyhisselamın en çok izlenen hâli tebessüm hâlidir.
 
Aile fertlerini yarın göremeyecekmiş gibi sevmeye alış. Tapınmadığın ama bağrına bastığın eşin ve çocukların olsun.
 
İşinin dertlerini evine getirmemeye çalış.
 
Tatili abartma.
 
Bir aile, evinde huzur bulamıyorsa tatili abartır. Sen, seninle olduğun sürece nerede rahat edeceksin ki? Tatil de haktır ve gereklidir ama ona umut bağlanacak kadar değildir. Dönüp geleceğin evin ise evini, tatilin kendisi gibi görmelisin.
 
Bedenini dinlendirmeyi bilmelisin. Doktorunun sana tavsiye edeceği helal bir spor yapabilirsin. Böylece zihnin de dinlenir.
 
Ve:
 
Şu hayatı bir yolcu gibi yaşamaya bak. Akşamın olursa sabahı bekleme, sabahın olursa da akşamı. Rabbine yürüyen bir yolcu ol. Rahat edersin biiznillah.
 
Selamünaleyküm.
Nureddin YILDIZ
fb.com/nureddinyildiz
twitter.com/nurettinyildiz
instagram.com/nureddinyildiz