Fetva Meclisi Mobil Uygulama

Ehl-i sünnet olmak ne demektir?

Değerli hocam, ehl-i sünnet kavramını çok yoğun duyuyoruz. Herkes onu savunuyor, başkalarının onun dışında, kendisinin de merkezinde olduğunu ima ediyor sanki. Bizim gibi halktan kimselerin anlayabileceği bir şekilde, ehl-i sünnet kimdir ve ne demektir, izah edebilir misiniz?

Ehl-i sünnet olmak, iddia edilerek, kimlik bilgileri ile sahiplenilecek bir kavram değildir. Ehl-i sünnet, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabının yolu demektir. Mü’min olarak ölüp cennete gitmek isteyen her insanın alternatifsiz yolunun adı ehl-i sünnettir. Mü’min açısından bakıldığında bu ismin keyfî bir tercih olmadığını anlamalıyız.
 
Ehl-i sünnet ve’l-cemaat kavramındaki ‘sünnet’, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ilmi, ameli, itikadı, tavrı ve ahlâkı demektir. Aynı kavramdaki ‘cemaat’ ise onun ashabını ve onları metot olarak izleyen kitleyi ifade eder. Bu nedenle ehl-i sünnet olmak bir kimlik iddiası değil, takip edilen tavizsiz yol ve yöntem olarak iz sürmek demektir.
 
Ehl-i sünnetin ne olduğunu, temel prensipleri itibariyle şöyle özetleyebiliriz:
 
– Ehl-i sünnet, iman esaslarında Kur’an ve sünnet ile sınırlı kalır. Aklı, mantığı ve beşerî ideolojileri hiçbir şekilde vahyin önüne geçirmez.
 
– Ehl-i sünnet üzere olan mü’minler hiçbir zaman “…cı, cu” takısı ile anılmaz. Çünkü ehl-i sünnet olmayı Müslüman olmak diye görürler. O mezheplerinin adı değil, imanlarının özetidir. Bu sebeple de imanlarını beşerden birine nispet ettirerek “…cı, cu” olmayı kabul etmezler.
 
– Ehl-i sünnet olmak kulluk onuru ile ibadetin hakkını vermeye çalışmak demektir. İtikatlarının ve fıkıh bilgilerinin felsefesini yapmak onlara göre değildir. Neye inanıyorlarsa onu ibadet olarak sahiplenir ve ibadetin hakkını vermeye gayret ederler. İşin sözünde değil özündedirler. Bu nedenle de bid’ate karşı ciddi bir tutum içindedirler.
 
– Ehl-i sünnet olanlar ashab-ı kiramı severler. Onların tamamının tartışmasız sevilmesi gerektiğine, aralarındaki tartışmalara bizim giremeyeceğimize, tamamını adil kabul etmemiz gerektiğine inanırlar. Onları sevmeyene meyletmezler.
 
– Mü’minlerle beraberdirler, mü’minleri severler. Günah işleyeni dışlamazlar. Kendilerinden olmayan grupların hâlini Allah’a havale eder, onlarla sürtüşme yerine kendi hak bildikleri imanı ve ameli yaymaya çalışırlar. Mü’minlerin içinde “mü’min olmadığı kesin olarak bilinenler” dışındakilerle sürtüşme ve mücadele onların tavrı olmaz.
 
– Kâfirleri ve onların adamlarını asla sevmezler, onlarla bir arada olmaktan nefret ederler. Fıkıhta çizgileri çizilmiş olan sosyal ilişki düzeyinin ötesinde bir muhabbet beslemezler onlara karşı.
 
– Mü’minlerin büyükleri olan sahabiler, onların tâbiîleri, onların tâbiîleri, müçtehit imamlar, onların izini süren fukaha, ulema ve meşayihi saygı ile anar ve izlerinin sürülmesini dinin gereği görürler.
 
– Aşırılık ve gerilimden yana olmazlar. Vasat olmayı tercih ederler. Bu da onların pasifliğinden değil, sabır ve teenni ehli olmalarından kaynaklanır.
 
– Bütün mü’minleri tek bir ümmet olarak görür ve bu görüşlerini pratikte tatbik ederler. Mü’minleri “şucular, bucular” olarak ayırmadıkları gibi birbirinden farkı varmış gibi hissedilecek bir anlayış olarak “avam olanlar-olmayanlar” tarzında tasnif de yapmazlar. Allah ikisinden de razı olsun; Ebu Bekir ile onun azatlısı Bilal’in aynı safta namaz kıldığı gerçeği üzere din yaşar ve toplum olurlar.
 
– Kâfirlere karşı cihat etmeyi ne kadar mü’min olmanın gereği görüyorlarsa mü’minlerin ittifak edip bir arada olmalarını da o kadar önemli ve gerekli görürler. Her mü’min kendinden feragat ederek bir ve beraber olmanın gerçekleşmesini sağlamaya çalışır. Birliğin sözünü edip geçiştirmezler. Birlik için gerekeni yapmayı, dinlerinin emri görürler. Birbirlerine tahammül etmedikçe ümmet olmanın gerçekleşmeyeceğinin şuurundadırlar. Düşmanlarına sabreder gibi birbirlerinin yüküne de sabreder ve bu tavrın karşılığını Rablerinden beklerler.
 
– Ehl-i sünnet, Müslüman toplumun adıdır. Günahsızlar ve masumlardan oluşmaz o toplum. Toplumu, toplum gerçeği ile görürler. Ne umutsuz olurlar ne de kör gözle yaşarlar. İçlerinde iyiler, hata edenler, âlimler, cahil olanlar, ibadetinde gayretliler ve tembel olanlar gibi her çeşit insan vardır. İyi olanlar, hatalı olanları düzeltmek için gayret eder. Kimse kimseyi dışlamaz, kimsenin hatırı için dinden de taviz verilmez. O toplumda herkes dininin bekçisi ve hizmetçisidir. İyiliği emretmeyi, kötülüğü engellemeye çalışmayı Allah’ın emri olarak görürler.
 
– Ehl-i sünnet, kullukta başarı ve gayreti hayatın varlık nedeni olarak gördükleri için ekonomik ve sosyal gelişmelerle ‘iyi/kötü’ değerlendirmesi yapmazlar. İman ve ibadeti esas alıp ekonomiyi ve sosyal yapıyı o eksende değerlendirirler.
 
– Ehl-i sünnet mü’minin en büyük arzusu, Allah’ın rızasına ermektir. O arzusunun etrafında çalışır çabalar. O mü’minin gözünde dünya bu hedefe götüren bir yoldur sadece. Hayata da ölüme de böyle bakar. Bu umutla çalışır, bu heyecanla yaşar. Onun için her şey kelime-i tevhid uğrunda ve onun ekseninde olur biter.
 
Selamünaleyküm.
Nureddin YILDIZ
fb.com/nureddinyildiz
twitter.com/nurettinyildiz
instagram.com/nureddinyildiz