Fetva Meclisi Mobil Uygulama

Koronavirüs salgınını dini açıdan nasıl değerlendirelim?

Değerli hocam, biz çoğunluğu öğretmenlerden oluşan bir ders grubu içindeyiz. Program üzerinden uzun zamandır dinî ve sosyal konuları konuşuyoruz. Son olarak bütün dünyanın yaşadığı salgını (covid-19) dinî ölçülerimiz bakımından nasıl değerlendirebiliriz konusunu ele almak istiyoruz. Arkadaşlar olarak sizin bu konudaki ana ölçüleri bize özetlemenizi rica etmeye karar verdik. Bizim üzerinde çalışabileceğimiz ölçüleri verirseniz size duacı oluruz.

Allah Teâlâ amelinizi kabul buyursun, öğrendiklerinizle ihlaslı ameller yapmaya sizi muvaffak kılsın. Meselenin sağlık boyutuyla alakalı değerlendirmeyi uzmanlarına bırakmak şartıyla iman ve idrak penceresinden bakarak şu tespitleri yapabiliriz:
 
1. Bütün çeşitleri ile hastalık insanın kaderidir. Neticede virüs salgını da bir hastalıktır. Bunu da hastalıklara baktığımız gibi ele almalıyız. Peygamberler başta olmak üzere insanlar arasında hastalıktan muaf biri olmamıştır. İnsanlar arasında hastalanmaz biri olsaydı herhâlde o, sevgili Peygamberimiz olurdu. O da hastalandı. Hastalık sebebi ile de vefat etti. Ashab-ı kiram başta olmak üzere Allah’ın veli kulu olarak bilinenler de hasta oldular. Hiçbir günahı olmayan masum çocuklar hatta bebekler hasta oldular. Bunlar arasında yakalandığı hastalıktan ölenler oldu.
 
Hastalık insanın kaderidir; Müslüman veya kâfir herkese kaderdir bu. Buna genel bir çerçeve içinde sünnetullah diyebiliriz. Corona da sünnetullah sınırları içinde kalmaktadır. Sünnetullahın işleyişinde insanın sebeplere sarılmaktan başka yapabileceği maddî bir imkânı yoktur. Neticede şifayı veren de Allah olacaktır. Mü’min veya kâfir herkes sünnetullah sınırları içinde sebeplere sarılmak ve bir şeyler yapmak için uğraşmak zorundadır. Kaderin yazılmış olması sebepleri kullanmaya engel değildir. Hastalığın kader olması, insanın ona muhataplığı ve insanın bir şeyler yapıp şifa araması… Bütün bunlar kader planında bulunan ayrıntılardır.
 

2. Hastalık bu evrendeki her şey gibi Allah’ın kaderiyle gerçekleşir. Tek bir kişininki de kitlelerin hastalığı da Allah’ın kaderiyledir. Hastalığın ölüme sebep olacak şekilde seyretmesi veya süründürüp şifası olmayan bir rahatsızlık olması bu kaderin içinde vardır. Allah Teâlâ’nın hastalığı kader olarak yazmış olması bir hikmet sınır içindedir ama insanın ayrıntısını bilebileceği bir hikmet değildir sözü edilen hikmet.
 
Hayatın var olma nedeni insanların ve cinlerin imtihan edilmesi olduktan sonra hayatın içinde çok küçük bir ayrıntı gibi kalan hastalığın da o imtihanın ayrıntılarından olacağı kesindir. İnsan dinine sarılabildiği kadarıyla bu imtihanda muvaffak olur veya olmaz. Hastalık ölümden daha ağır değildir. Ölüm bir imtihan ise hastalık her çeşidi ile zaten imtihandır. Bunun da Müslüman/kâfir ayrımı yoktur. Basiretli bir insan, sağlığın nimet olarak ne kadar imtihan konumuz olduğunu idrak ettiyse hastalığın da o kadar imtihanımız olduğunu anlayacaktır. Kulluğumuzu mutlu anlarımızla sınırlı tutarak sadece kendimizi kandırırız. Bu nedenle aynı hastalığa yakalanan Müslüman ve kâfirden biri o hastalık sebebiyle cenneti kazanırken diğeri çektiği acılarla kalıyor olabilir; hastalık birinin günahlarının temizlenme sebebi olurken diğerinin böyle bir kazancı olmayabilir.
 
3. Ortaya çıkan hastalıkların tek sebebi insanların günahlarıdır diyemeyiz. Evet, insanların günahları etken bir sebeptir ama başka sebepler de vardır. İnsanın üzerine düşen, kendisinden kaynaklanan muhtemel sebepleri yani günahları yok etmektir. Haramlar ve zulümler bu sebeplerden bazıları olarak zikredilebilir. Günahlar kadar önemli bir etken de iyi olma durumundakilerin günahlara karşı tepkisiz kalmalarıdır.
Başta zina olmak üzere İslam ile yerleştirilmiş bulunan yüksek ahlâk ilkelerini zedeleyecek bütün çirkinlikler ağır sebepler arasında bilinmelidir.
 
4. Genel itikadımız şu şekildedir:
Allah hangi hastalığı yarattıysa şifasını da yaratmıştır. Bazı hastalıkların şifasını insan henüz keşfedememiştir. Her nesil bir çeşit hastalığın şifasını keşfedebilmek için uğraşacak ve bu araştırma son insana kadar devam edecektir. Bunun böyle olmasında da insanlığın lehine pek derin hikmetler bulunmaktadır.
 
5. Hastalıklara karşı her türlü maddî tedbiri almak ve gelecek olursa da bütün şifa yollarını çalıştırmak mü’minler olarak görevimizdir. Buna rağmen hastalığı ölüm sebebi gibi görecek erimeyi gösteremeyiz. Hastalığa karşı çökmüş bir psikoloji, mü’minin hayata ve ölüme bakışı açısından yanlıştır. Hastalık zamanlarını iman ve sabrın aktif biçimde devrede olduğu dönemlere dönüştürmemiz gerekmektedir. Bunu yaparken de maddî sebeplerin yanında, başta dua olmak üzere manevî sebepleri de kullanacağız. Sonunda da Allah’ın dediği olacaktır.