Yazılı Fetva

Kalbimde iman lezzetini hissedemiyorum artık, ne yapmalıyım?

SORU
Ben ilahiyat fakültesi mezunuyum. Şu an yüksek lisans yapıyorum ve Kur'an öğretmeniyim. Eğitim hayatım ve mesleki çalışmalarım boyunca Allah'ın rızasını gözetmeye, ümmete faydalı olabilecek işler yapmaya gayret ettim. Ancak son zamanlarda içimde ciddi bir durgunluk hissediyorum.
İbadet etmeye çalışıyor ve İslami çalışmalarla meşgul oluyorum; fakat kalbimde beklediğim coşkuyu ve canlılığı bulamıyorum. Allah sevgisini, iman lezzetini ve kulluğun huzurunu zaman zaman hissetsem de bu hâl sürekli olmuyor. Kendimi duygusal olarak donuk, dünyaya fazla meyletmiş ve imani olarak zayıflamış hissediyorum.
Bu durum beni şu sorular üzerinde düşünmeye sevk ediyor: Gerçek iman sahibi bir kimsenin hâli nasıl olmalıdır? İmanın iniş çıkışlar yaşaması normal midir? Kalpteki bu durgunluk ve coşku eksikliği, imanın zayıflığına mı işaret eder? İnsan Allah'ı tanıdığı ve bildiği hâlde neden O'na karşı arzu ettiği yakınlığı hissedemeyebilir?
Allah'ın has kullarından olmayı, anlamlı bir hayat yaşamayı ve imanımın lezzetini daha güçlü hissedebilmeyi arzu ediyorum. Bu konuda bana tavsiyeleriniz nelerdir?
CEVAP
Rabbim sizlere istikamet üzere yaşamayı kolaylaştırsın. İmanımızla ilgili endişe içerisinde olmamız, aslında imanımızın bir gereğidir. 
Öncelikle şunu bilmeliyiz ki ashab-ı kiram dahi zaman zaman imanları konusunda endişe yaşamışlardır. Hanzala radıyallahu anh, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yanında hissettiği hali evine döndüğünde hissedemediği için imanından şüphe etmişti. Bu durumu Ebubekir radıyallahu anh'a anlattığında, Ebubekir radıyallahu anh da ilk etapta kendisinden emin olamadı. Hâlbuki Ebubekir radıyallahu anh, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin dostu, mağaradaki ikinin ikincisi ve aşere-i mübeşşeredendir. Buna rağmen imanını garanti altında görmemiş, onu kaybetmekten korkmuştur.
Bu sebeple biz müminler de imanımızı her an kaybedecekmişiz gibi bir korku taşıyabiliriz. Bu durum normaldir. Hanzala ve Ebubekir radıyallahu anhuma, Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme durumu anlattıklarında Peygamber aleyhisselamın verdiği cevap hepimiz için büyük bir derstir. Peygamber aleyhisselam her an aynı hal üzere kalabilseydiniz melekler sizinle musahafa ederdi, buyurmuştur. 
Onlar bile bu duyguları yaşamışken, ayetlerin nazil olduğu o mübarek dönemde dahi böyle endişeler taşımışken, bizim de benzer kaygılar yaşamamız tabiidir. Rabbimiz, razı olduğu o nesli önümüze adeta bir yol haritası olarak koymuştur. Onların hayatlarında karşılaştıkları durumlar bizim için birer rehber niteliğindedir.
Yine unutulmaması gereken önemli bir husus da, imanı elde tutmanın kor ateşi elde tutmak gibi zorlaştığı bir zamanda yaşıyor olmamızdır. Her ne kadar bugün ashab-ı kiram gibi olmak zor olsa da, onlara benzemeye çalışmakla emrolunduk. Bir mümin olarak imanı her zaman aynı seviyede hissedemeyebiliriz. Kimi zaman düşüşler yaşayabilir, kimi zaman da Allah'a daha yakın hissettiğimiz dönemlerden geçebiliriz. Bu iniş çıkışlar normaldir. Normal olmayan şey, düştükten sonra kalkmamak, mücadeleyi bırakmak ve ümitsizliğe kapılmaktır.
Hepimiz insanız. Her zaman bir hadis dersinde hissettiğimiz gibi hissedemeyebiliriz. Ancak gayretimiz ve hedefimiz, o duyguyu yeniden yakalamaya çalışmak olmalıdır. O duyguyla huzur bulmak ve onu kaybetmekten korkmak müminin vasıflarındandır.
Bu mücadele yalnızca sizin yaşadığınız bir mücadele değildir. Âlimlerin pek çoğu da ihlaslı bir hayat yaşayabilmek için ömürlerinin sonuna kadar nefisleriyle mücadele etmişlerdir.
Etrafımızda yaygınlaşan günahlar ve bu günahların zamanla normalleşmesi elbette bizi ve imanımızı da etkilemektedir. Bu sebeple mümin olarak kendimizi koruyabilmek için sürekli bir mücadele hâlinde olmamız gerekir. Günahlara elimizle veya dilimizle engel olamıyorsak, en azından kalbimizle buğz ederek tepki göstermeliyiz.
Dünya nimetlerinden faydalanmak mümin için Allah'ın müsaade ettiği bir durumdur. Ancak dünya nimetlerine dalıp ahireti unutmak, bu düşüşlerin önemli sebeplerinden biridir. Bu nedenle dünya hayatının zevklerinden ve nimetlerinden faydalanırken itidalli olmalı, sınırı aştığımızda kendimize dur diyebilmeliyiz. Bu konuda bize nasihat edecek, bizdeki değişimleri fark edecek kimselerle beraber bulunmayı da ihmal etmemeliyiz.
Yine unutmamalıyız ki bu mücadele bugün başlayıp yarın bitecek bir mücadele değildir. Son nefesimizi verinceye kadar devam edecektir. Bu, Rabbimizin dünyadaki kanunudur. Her ne kadar uzun bir mücadele gibi görünse de aslında elli-altmış yıllık kısa bir ömre sığdırılmıştır.
Bu süreçte kendimizi kontrol edebilmek ve mücadelemizi doğru sürdürebilmek için bazı hususlara dikkat etmeliyiz. Bunların başında haramlardan kesinlikle uzak durmak, farz ibadetleri eksiksiz yerine getirmek ve şüpheli işlerden dahi kaçınmaya çalışmak gelir. Bunun yanında mübah olan şeylerde de aşırıya gitmemeli, ölçülü davranmalıyız. Ayrıca bizi hayra teşvik edecek ortamlarda bulunmalı ve salih kimselerle beraber olmaya gayret etmeliyiz.
Güzel, güncel ve size uygun kaliteli bir program çıkarmanızı, bir rehber aracılığıyla bu programı izlemenizi tavsiye ederiz. 
Bu hususlara dikkat ettiğimiz takdirde, Allah'tan da yardım isteyerek imtihan yurdu olan bu dünyada yolumuza devam ederiz. Bir mücadele içerisinde olduğumuzu asla unutmamalıyız. Adeta bir savaşta nöbet tutuyor gibiyiz. Eğer gaflete dalar, mücadeleyi bırakır ve gevşersek Allah muhafaza büyük zararlar görebiliriz. Bununla birlikte zaman zaman dalgınlıklarımız ve gaflet anlarımız da olabilir. Böyle zamanlarda Rabbimizden mağfiret diler, O'nun rahmetine sığınırız.
Hiçbir hata geri dönülemez değildir. Bu gerçeği daima hatırımızda tutmalı ve şeytana bu konuda fırsat vermemeliyiz. Biz her zaman daha iyi bir mümin olmayı, kulluğumuzu geliştirmeyi hedefleriz. Ancak müminin hiç hata yapmayacağını da düşünmeyiz. Rabbimizin rahmeti, bizim hata ve günahlarımızdan çok daha büyüktür.
Rabbim hepimize iman üzere, istikametle yaşamayı kolaylaştırsın.
FETVAYI CEVAPLAYAN
H. B.
Hadislerle Kadın (2 Cilt Takım) - İşretü'n-Nisâ