Müslüman liderler neden zamanla değişiyorlar?
Hocam, Müslümanları yönetmesi için seçilen yöneticiler neden daha sonra onlara umut bağlayanların aksi istikametinde oluyorlar, neden onlar herkesten önce dinden kopuyorlar? Siyaset, devlet veya yöneticilik herkesi bu şekilde etkiliyor mu? Tarihimiz açısından özellikle bakınca konuyu nasıl değerlendirmeliyiz sizce?
Bir liderin yönettiği toplumda yaşamak insanın doğası gereğidir. Tek başına insan olamayacağı gibi lidersiz toplum da olamaz. Ömer bin Hattab radıyallahu anhtan rivayet edilen şu sözü dikkatlice okumalı ve unutmamalıyız:
‘Cemaat olmadan İslam olmaz.
Lider olmadan cemaat olmaz.
İtaat edilmeden de lider olmaz.’
Hayatın en temel gereklerinden biri olarak yönetim ve yönetici elbette Müslümanlar için de gereklidir, önemlidir. Ancak bu gereklilik Müslümanların da insan olduğunu, insandaki zafiyetlerin onlarda da olabileceğini bize unutturmamalıdır. Bir toplum Müslümandır diye melekleşmiş kabul edilemez. Yönetmenin ve emretme gücünün beraberinde getirdiği zafiyetler, kışkırtmalar Müslüman yönetici açısından bakıldığında onun Allah katındaki sınavının bir parçası olarak görülmelidir. Müslümanlara yönetici olan biri ibadetlerinden sorumlu olduğu kadar yönetici olmanın getirebileceği risklerden de sorumlu olacaktır. Bu da bize şu gerçeği hatırlatır: Müslümanlar yöneteni ve yönetileni ile bir ümmettirler. Ümmet olmak iyi ve kötü hallerde kardeş olmak, yanlışa dur demeyi, iyiyi teşvik etmektir. Yöneten ve yönetilen Allah’ın kulları olmakta eşittirler. Devlete hâkim olmak kimseye Allah’ın huzurunda hesap vermekten muaf olma ayrıcalığı getirmez.
Şu ilkeler üzerinden yürüyerek sorunuza cevap verebiliriz:
- ‘Müslüman lider’ Allah’ı, şeriatını yücelten ve imzasını bu yüceltme ilkesine göre kullanan kimsedir.
- ‘Müslüman ümmet’ ise Allah’a itaat ettikçe liderine itaat eden, liderini asla dininin önüne geçirmeyen ümmettir. Böyle olmayan bir ümmet ise dünya eksenli bir ümmettir.
- Yönetimi altındakilere zulmeden bir lider ise tam anlamıyla zalimdir ve ahiretini zarara uğratmaktadır. Onun yanında direkt veya dolaylı olarak bulunup destek olanlar da zalimin yandaşlarıdır. Zulmün en büyük destekçileri hatta üreticileri böyleleridir. Onlar birbirlerinin zevk ve ihtiraslarını tatmin etmekte yarışırlar. Zalimin yanında olmayın ona hakkı tavsiye edenler ise bu ümmetin onurlu çocuklarıdır.
- Zalim olma tarafına meyleden bir yönetici yaptığı hatalara halk içinde destek bulmak ister. Onu tatmin eden yasalar ve sebepler üretir. Bunu yaparken de siyasetçileri, bilim adamlarını hatta din âlimlerini kullanır. Bunların her biri zulme zemin hazırlarken büyük bir iş yaptıklarını zannedecek kadar kendilerinden geçerler. Sonunda da dünya da ahiret de ellerinden gidince akıllanırlar ama faydası olmaz.
- Müslüman halk âlimlerden olmasa bile haktan yana olmak zorunda olduğu halde menfaatinden yana olmayı tercih eder. Onların menfaat beklentileri de yöneticilerin keyfine keyif katar. İnsanlar din âlimlerinin hatalarını keşfetmek ve yıpratmakta yarışırken hayatlarını zehir eden yöneticilerinin hatalarını bulmamaya, bulunanı ise tevil etmeye yeltenirler. Bu kısır döngü böyle devam eder, devletler kurulur yıkılır ama bakışlar düzelmez, akıllar başa gelmez. Sonuç olarak da nesiller boyu süren zulümler ahirete devreder. Yönetenler ve yönetilenlerin aynı meydanda toplanacağı güne kadar zulüm istisnai manzaralar dışında görünen gerçek olarak kalır.
